TESETTÜRÜN HAYATA YANSIMASI
“Örtünmek, gizlenmek ve korunmak” anlamlarına gelen tesettür; kadın ve erkek için dinen belirlenmiş ölçülere uygun bir örtünme yükümlülüğüdür. Bu yönüyle tesettür, yalnızca kadınlara özgü bir uygulama değil, her Müslüman’ın hayatını kuşatan temel bir ilkedir. Tesettür, insanın bedeniyle birlikte kimliğini, duruşunu ve inancını da koruma çabasının bir yansımasıdır.
Avret mahalli, bir kimsenin başkalarına göstermesi dinen haram olan beden bölgelerini ifade eder. Bu kavram hem erkekler, hem kadınlar için geçerli olmakla birlikte sınırları farklıdır. Namazda ve namaz dışında örtülmesi gereken avret, erkeklerde diz kapağı ile göbek arasıdır. Kadınlarda ise, el ve yüz (bazı görüşlere göre ayaklar) dışında bütün bedendir.
Kadınlar, kendilerine nikâhı ebediyen haram olan yakınları yanında saçlarını, başlarını, boyunlarını, dirsekten aşağı kollarını ve diz kapağından aşağı bacaklarını açık bulundurabilirler. Kadınlar arasında ise, göbek ile diz kapağı arası avret kabul edilir. Bu ölçüler, tesettürün hayatın her alanında bilinçli bir hassasiyetle yaşanmasını hedefler.
Tesettürün temel dayanağı, Kuran ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) uygulamalarıdır. Nur suresinin 30-31’inci ayetlerinde, mümin erkek ve kadınlara gözlerini haramdan sakınmaları ve iffetlerini korumaları emredilmiş; ayrıca kadınlardan, ziynetlerini yabancılara göstermemeleri ve başörtülerini yakaları üzerinden bağlamaları istenmiştir. Bu ayetler, tesettürün yalnızca bir örtünme biçimi değil, bakışı, davranışı ve niyeti de kapsayan bütüncül bir hayat anlayışı olduğunu göstermektedir.
Araf suresinin 22’nci ayetinde bildirildiğine göre; Hz. Âdem ve Hz. Havva, cennette yasak ağaçtan yedikten sonra ayıp yerleri görünmüş ve cennet yapraklarıyla örtünmeye çalışmışlar. Ayette, doğrudan tesettür emri olmamasına rağmen, örtünme hikmeti ve bilincine ait mesajlar vardır.
Âdem ve Havva’nın, henüz tesettür emri gelmediği halde içgüdüsel olarak örtünmeye yönelmeleri; örtünmenin yaratılıştan gelen bir mahremiyet duygusu olduğunu gösterir. İnsanın ayıp yerlerini fark etmesi; utancın, edebin ve ahlakın başlangıcıdır. Bu durum tesettürün sadece bedensel değil, ahlaki bir koruma olduğunu da gösterir.
Aynı surenin 27’nci ayeti, şeytanın insanı aldatıp çıplaklığa sürüklediğini hatırlatarak, çıplaklığın bir fitne ve tuzak olduğuna dikkat çeker. Tesettürde asıl amaç, insanın mahremiyetini koruması ve beden hatlarıyla ten renginin dikkat çekmemesidir. Bu temel ilke gözetildiğinde; kıyafetin rengi, modeli ve biçimi kişilerin kültürüne, zevkine ve imkânlarına göre değişebilir. Böylece tesettür, şekilcilikten uzak, hikmeti gözeten bir denge hâline gelir.
Modern çağda tesettürlü olmak, kimi zaman ciddi bir duruş ve cesaret gerektirir. Medya, moda ve kültürel yönlendirmeler örtünmeyi geri kalmışlık olarak sunmaya çalışsa da, hakikatte tesettür; kişinin kimliğini koruma ve Rabbine bağlılığını ifade etme biçimidir.
Günümüzde tesettürün çoğu zaman yalnızca bir kıyafet tercihi olarak algılanması, onun manevi ve ahlaki boyutunun göz ardı edilmesine yol açmaktadır. Oysa tesettür, hayatın her alanına yansıyan bir inanç ve değer göstergesidir.
Örtünme, Allah’ın kesin bir emridir; ancak dindarlığın tek ve mutlak ölçütü değildir. İslam’da dindarlık; iman, niyet, ahlak, ibadet, kul hakkı ve merhamet gibi pek çok unsuru içine alan bütüncül bir anlayıştır. Bu bütünlük içinde asıl belirleyici olan, kişinin Allah’a karşı sorumluluk bilincini ifade eden takvadır. Kuran’da insanı Allah’a yakın kılanın şekil ve görünüşten ziyade, kalbin hâli olduğu sıkça vurgulanır.
Bu çerçevede tesettür, başlı başına bir üstünlük ölçüsü değildir. Kalpteki imanın ve takva bilincinin hayata yansıyan bir göstergesidir. Anlamını, niyetle ve ahlaki duruşla tamamlar. Tesettürün değeri, onu kuşanan kalbin samimiyeti ve Allah’a yakın olma çabasıyla anlam kazanır.
(Yararlanılan Kaynaklar: TDV İslam Ansiklopedisi, TDV Kuran Yolu Tefsiri, Din İşleri Yüksek Kurulu)

